İçeriğe geç
Senin Sesin

İlk İşimde Sahtekâr mıyım? Imposter Sendromunu Yendim

Kampüsten çıkıp ilk işime girdiğimde herkes benden daha zeki görünüyordu. Aylar sonra anladım: Bu bir yarış değil, bir öğrenme yolculuğu. İşte sahtekârlık hissini nasıl yendim.

Mert Kocabey 5 dk okuma

Ocak ayının soğuk bir sabahı, İstanbul’daki bir medya şirketinin cam kapısından içeri adım attığımda midemde kelebekler uçuşuyordu. Üniversiteden yeni mezun olmuş, iki staj deneyimiyle donanmış ama içimde kocaman bir soru işaretiyle gelmiştim: “Ben buraya ait miyim?” İlk hafta boyunca toplantılarda tek kelime etmeden oturdum. Herkesin söylediği her şey bana dahice geliyordu. Benim yorumlarım ise kafamın içinde hep eksik kalıyordu. İşte o his, adını sonradan öğrendiğim imposter sendromuydu. Ve bu yazıda, o karanlık ilk aylardan çıkış hikâyemi ve öğrendiğim stratejileri seninle paylaşacağım.

Herkes Gibi Hissediyordum, Ama Herkes Değildim

İşe başladığım ilk gün, yanımdaki masada oturan arkadaşım Elif’e (adı değiştirdim) gıpta ile bakıyordum. Üç yıllık deneyimi vardı, toplantılarda fikirlerini öyle bir savunuyordu ki sanki hiç tereddüt etmiyordu. Kendimi onunla kıyasladıkça daha da küçülüyordum. Bir akşam, ofisten çıkarken ona içimi döktüm: “Ben bu işi beceremiyorum galiba.” Elif güldü ve şöyle dedi: “Ben de ilk altı ay öyle hissettim. Herkes öyle hisseder, sadece kimse söylemez.” O an, yalnız olmadığımı fark ettim. Ama bu farkındalık, tek başına yeterli değildi.

Sonraki haftalarda, kendimi sürekli hata yaparken buldum. Bir e-postada yazım hatası yaptım, bir toplantıda yanlış bir veri verdim. Her hatada içimden “İşte, söylemiştim, sen buraya ait değilsin” diyordum. Bu iç ses, en büyük düşmanımdı. Onu susturmak için önce onu tanımam gerektiğini anladım. Imposter sendromu, başarılarını küçümseyip başarısızlıklarını büyüten bir zihinsel tuzak. Ben de bu tuzağa düşmüştüm. Ama her tuzaktan çıkış yolu vardır.

Hatalar: Düşman Değil, Öğretmen

İkinci ayımda, sorumlu olduğum bir sosyal medya kampanyası beklediğimden düşük etkileşim aldı. Patronumla yaptığımız değerlendirme toplantısında, hatanın bende olduğunu düşünerek özür üstüne özür diledim. Patronum, gözlüklerinin üstünden bana baktı ve şöyle dedi: “Mert, bu bir hata değil, bir veri. Neyin işe yaramadığını öğrendik. Şimdi neden işe yaramadığını analiz edelim.” O an, hatalara bakış açım değişti. Hata, benim yetersizliğimin kanıtı değil; sistemin, sürecin, hatta bazen dış faktörlerin bir sonucuydu. Önemli olan, hatadan sonra ne yaptığımdı.

Bu deneyimden sonra, her hatamı bir öğrenme fırsatı olarak görmeye başladım. Bir hata yaptığımda kendime üç soru soruyorum: “Bu hatadan ne öğrendim?”, “Bunu bir daha nasıl önlerim?”, “Bu hata, benim genel yetkinliğim hakkında ne söylüyor?” Genellikle üçüncü sorunun cevabı “hiçbir şey” oluyor. Çünkü bir hata, senin kim olduğunu değil, sadece o anki eylemini yansıtır. Bu bakış açısı, imposter sendromunun zehrini etkisiz hale getiriyor. Artık hatalarımdan kaçmıyorum; onları birer pusula gibi kullanıyorum.

Mentor Bulmak: Yalnız Olmadığını Fark Etmek

Üçüncü ayımda, şirketteki kıdemli editörlerden biri olan Selin Hanım’la bir kahve içme şansım oldu. Ona kendimi yetersiz hissettiğimden bahsettim. Bana kendi kariyerinin ilk yıllarından bahsetti: “Ben de senin gibi her sabah ‘Bugün beni ifşa edecekler mi?’ diye düşünüyordum. Sonra bir gün bir mentorum bana dedi ki: ‘Kimse senin neyi bilmediğini bilmiyor, sen de bilmiyorsun. Sadece öğrenmeye istekli ol.’” Bu söz, beni derinden etkiledi. Mentorluk, sadece bilgi aktarımı değil; aynı zamanda duygusal bir destek sistemi. Selin Hanım, bana toplantılarda nasıl söz alabileceğimi, fikirlerimi nasıl savunabileceğimi ve hatta kendi başarılarımı nasıl kutlayabileceğimi öğretti.

Mentor bulmak için illa resmi bir program beklemen gerekmiyor. İş yerinde saygı duyduğun birine, “Bu konuda deneyiminizden faydalanabilir miyim?” diye sormak yeterli. Ben, şirketteki herkesle ayda bir kez 15 dakikalık sanal kahve molaları organize ettim. Bu buluşmalar, hem bağ kurmamı sağladı hem de farklı bakış açıları kazandırdı. Mentorun, senin her sorununu çözen sihirli bir güç değil; sadece yol gösteren bir pusula. Asıl yürüyecek olan sensin. Ama pusulan varken, kaybolma ihtimalin çok daha az.

Kendi Başarılarını Kutlamak: Küçük Zaferler, Büyük Güven

Dördüncü ayımda, ilk büyük projemi tamamladım: bir gençlik araştırması raporu. Rapor, şirketin strateji toplantısında kullanıldı ve ekip arkadaşlarım övgüyle bahsetti. Ama içimdeki ses hemen devreye girdi: “Bu raporu herkes yapabilirdi, sen sadece şanslıydın.” Bu düşünceyle mücadele etmek için kendime bir “başarı günlüğü” tuttum. Her gün, ne kadar küçük olursa olsun, yaptığım bir şeyi yazıyorum: “Bugün toplantıda bir fikir sundum”, “Bugün bir e-postayı iki kez kontrol ettim”, “Bugün bir takım arkadaşıma yardım ettim.” Bu günlük, zamanla benim en büyük destekçim oldu. Çünkü başarılarımı gözle görülür şekilde somutlaştırdı.

Başarılarını kutlamak, kibirli olmak değil; kendine saygı duymaktır. Ben artık bir proje bittiğinde, kendime küçük bir ödül veriyorum: güzel bir kahve, yürüyüş, ya da sevdiğim bir kitap. Bu ritüel, beynime “Ben bir şey başardım” sinyali gönderiyor. Ayrıca, başarılarımı ekip arkadaşlarımla paylaşmayı da öğrendim. “Bu raporu yetiştirmemde senin geri bildirimlerin çok yardımcı oldu” demek, hem ilişkilerimi güçlendiriyor hem de kendi katkımı fark etmemi sağlıyor. Unutma: Başarını kutlamak, başkalarının başarısını küçümsemek değildir; sadece kendi emeğinin hakkını vermektir.

Pratik Bir Rehber: Bugünden Başlayabileceğin 5 Adım

Imposter sendromu, bir gecede yok olmuyor. Ama günlük küçük adımlarla etkisini azaltabilirsin. İşte benim deneyimimden süzülen pratik bir liste:

  • Duygularını adlandır: “Bu bir imposter sendromu, benim gerçekliğim değil” demek, hissi %50 azaltıyor.
  • Bir hata günlüğü tut: Her hatanın altına “Bundan ne öğrendim?” yaz. Hataları birer ders olarak çerçevele.
  • Mentor bulmak için ilk adımı at: Saygı duyduğun birine “Deneyiminizden faydalanmak isterim” de. Çoğu insan bunu iltifat olarak alır.
  • Başarı günlüğü tut: Her gün en az bir başarını yaz. Küçük şeyler büyük resmi oluşturur.
  • Bir destek ağı kur: Aynı durumda olan birkaç arkadaşınla haftalık buluşma ayarla. Birbirinize “Ben de öyle hissediyorum” demek, yalnızlığı kırar.

Bu adımları ilk uyguladığımda, bir hafta içinde iç sesimin gücünün azaldığını fark ettim. Elbette bazı günler hâlâ “Acaba bu işi becerebiliyor muyum?” diye düşünüyorum. Ama artık bu düşünce beni felç etmiyor. Çünkü biliyorum ki bu his, geçici bir misafir; kalıcı bir ev sahibi değil.

“Kimse senin neyi bilmediğini bilmiyor, sen de bilmiyorsun. Sadece öğrenmeye istekli ol.” — İlk mentorumdan duyduğum, bugün hâlâ bana yol gösteren söz.

Kendi Sesini Bulmak: Senin Hikâyen de Değerli

Yedinci ayımda, artık toplantılarda fikirlerimi rahatça söylüyorum. Hâlâ bazen heyecanlanıyorum ama bu heyecan, beni engellemiyor. İşin sırrı, kendime şunu hatırlatmak: “Buraya bir şeyler öğrenmek için geldim, her şeyi bilmek için değil.” Bu bakış açısı, hem iş hayatımı hem de kişisel gelişimimi dönüştürdü. Imposter sendromu, aslında bir başarısızlık değil; büyümenin bir işareti. Yeni bir şey öğrendiğinde, kendini yetersiz hissetmen normaldir. Çünkü beynin, konfor alanının dışına çıktığını fark ediyor.

Bugün, bu yazıyı yazarken bile içimde hafif bir “Bunu neden yazıyorum ki?” hissi var. Ama biliyorum ki bu his, benim hikâyemin bir parçası. Ve senin hikâyen de en az benimki kadar değerli. Eğer sen de ilk işinde, stajında ya da okulda bu hisle boğuşuyorsan, bil ki yalnız değilsin. Bu yolculukta sana en büyük tavsiyem: kendine karşı nazik ol. Başarısızlıklarını affet, başarılarını kutla, öğrenmeye devam et. Ve en önemlisi, kendi sesini bul. Çünkü dünyanın senin hikâyene ihtiyacı var.

Bugünden başla: Bu hafta kendine bir mentor bul, bir hata günlüğü aç ve küçük bir başarını kutla. Sonra, bu deneyimini Yeni.tc’nin “Senin Sesin” köşesinde kendi kelimelerinle anlat; çünkü senin hikâyen, başka birinin yolunu aydınlatabilir.

Görsel: Yapay zekâ ile üretilmiştir.

Okumaya devam et