İçeriğe geç
Senin Sesin

Kasap, Manav ve Kahveci: Sokaktaki Görünmez İş Koçlarım

Mülakatlarda takılan dilim, sunumlarda titreyen elim, kasadaki o ilk heyecan... Beni iş hayatına hazırlayan şey aslında staj defterim değil, mahallemin esnafıydı. İşte o diyaloglardan öğrendiklerim.

Mert Kocabey 5 dk okuma

Üniversitenin son senesiydi. Staj başvuruları, özgeçmişler, mülakat telaşı... Herkes birbirine aynı soruyu soruyordu: “Sen ne yapabilirsin?” Ben de kendime soruyordum ama cevap bulamıyordum. Özgeçmişimdeki o üç satırlık staj deneyimi, bilgisayar başında geçirdiğim saatler, sınıfta kopyaladığım notlar... Bunların hiçbiri bana gerçek bir özgüven vermiyordu. Ta ki bir sabah kahve almak için girdiğim dükkânda, tezgâhın arkasındaki amcanın bana gülümseyerek “Bugün nasıl gidiyor?” demesine kadar. O soru, aslında bir iş görüşmesi sorusuydu; ben o an fark etmedim.

İlk Ders: Selamlaşmak ve Göz Teması

Kahveci amca, her sabah aynı cümleyle karşılar beni: “Genç, bugün ne içiyoruz?” İlk başta bu soruya tek kelimeyle cevap veriyordum: “Türk kahvesi.” Sonra bir gün bana “Nasılsın?” diye sorduğunda, ben de “İyiyim” deyip telefonuma baktım. O an yüzüme bakıp güldü: “Telefon mu daha mı önemli benim sorumdan?” O gün anladım ki bir iş görüşmesinde ya da bir toplantıda karşımdaki kişiye verdiğim değer, göz temasımdan ve selamlaşma şeklimden belli oluyor. Kahveci amca bana öğretti ki bir insanla konuşurken telefonla oynamak, o insanın sorusunu önemsememektir. Mülakatlarda da aynı şey geçerli: Karşındaki insanın gözüne bakmadan, “Efendim” demeden geçen her saniye, seni bir adım geriye atar.

Birkaç hafta sonra aynı dükkânda, bir iş görüşmesi öncesi kahvemi alırken amca bana “Heyecanlı mısın?” diye sordu. “Evet” dedim. “Neden?” dedi. “Bilmiyorum, ya beğenmezlerse?” dedim. O an bana şöyle dedi: “Oğlum, sen kahveni beğenmesem ben ne yapıyorum? Sana söylüyorum, ‘Bu kahve olmamış’ diyorum, sen yeniden yapıyorsun. Mülakatta da öyle. Beğenmezlerse, bir sonraki kapıda daha iyisini yaparsın.” Bu kadar basit bir cümle, bana iş hayatının en temel kuralını öğretti: Reddedilmek, son değil, bir geri bildirimdir. O gün mülakata girerken içimde bir sakinlik vardı; çünkü artık biliyordum ki kahveci amcanın tezgâhında öğrendiğim gibi, her “olmadı” yeni bir “nasıl olur” sorusunun başlangıcı.

Manavın Terazisi: Rakamlar ve İnsan Dengesi

Manav Hasan abi, her sabah tezgâhını kurar, domatesleri dizer, teraziyi ayarlar. Ben marketten alışveriş yapmayı bırakıp ona gitmeye başladığımda, ilk başta sadece meyve alıyordum. Sonra bir gün bana “Sen iş arıyorsun galiba” dedi. Şaşırdım, çünkü ona hiç bahsetmemiştim. “Nasıl bildin?” dedim. “Gözlerinden belli” dedi, “Herkesin derdi farklı yazar. Senin derdin bir iş bulmak.” O an anladım ki iletişim sadece kelimelerden ibaret değil. Beden dili, yüz ifadesi, hatta alışveriş yapma şeklin bile bir hikâye anlatıyor. Manav Hasan abi bana öğretti ki bir müşteriyle, bir işverenle ya da bir ekip arkadaşıyla konuşurken sadece ne söylediğin değil, nasıl durduğun, nasıl baktığın da önemli.

Bir gün tezgâhta domatesleri tartarken bana “Bu domateslerin fiyatı ne?” diye sordu. “Bilmiyorum abi” dedim. “Oğlum” dedi, “Sen bir iş görüşmesinde maaş soracaksın ama domatesin fiyatını bilmiyorsun. Önce kendi değerini bil, sonra başkasınınkini.” Bu cümle bana çok net bir ders verdi: Öz güven, ne yaptığını bilmekten geçer. Ben o gün manavdan sadece iki kilo elma almadım; aynı zamanda kendi pazarlığımı nasıl yapacağımı öğrendim. İş hayatında da aynı: Bir projede ne kadar emek harcadığını bilmeden, o projenin karşılığını isteyemezsin. Manavın terazisi, aslında hayatın dengesini gösteriyordu: Her şeyin bir ölçüsü var, ama o ölçüyü bilmek için önce kendini tartman lazım.

Kasabın Sözü: Güven ve Sözünde Durmak

Kasap İhsan amca, mahallenin en güvenilir adamıdır. Onun dükkânına gittiğimde, her zaman “Bugün ne keseceğiz?” diye sorar. Ben et almayı bilmem, ama o bana her seferinde doğru parçayı seçer. Bir gün ona “Abi, sen neden bu kadar güvenilirsin?” diye sordum. “Çünkü ben sözümü tutarım” dedi, “Müşteriye yarın gelecek eti söylersem, yarın getiririm. Söz vermek kolaydır, tutmak zordur. Ama tutarsan, insanlar bir daha gelir.” Bu söz, benim iş hayatındaki ilk prensibim oldu. Bir iş görüşmesinde “Bu işi yapabilirim” demek kolay; ama sözünü tutmak, teslim tarihine uymak, verdiğin taahhüdü yerine getirmek zordur. Kasap amca bana öğretti ki güven, bir kez kazanılırsa her kapıyı açar; ama bir kez kaybedilirse, hiçbir anahtar onu geri getirmez.

Bir gün kasapta beklerken, bir müşteri geldi ve “Geçen hafta söylediğin kuzu geldi mi?” diye sordu. İhsan amca gülümsedi, “Geldi, buzdolabında senin için ayırdım” dedi. Müşteri memnun ayrıldı. O an anladım ki iş hayatında da böyle: İnsanlar senin ne kadar yetenekli olduğunu değil, ne kadar güvenilir olduğunu hatırlar. Ben de stajyerlikten ilk işime geçerken, her zaman “Söz verdiğim tarihte teslim ederim” dedim ve bu sözümü tuttum. Kasap amcanın bu sıradan diyaloğu, benim kariyerimin temel taşı oldu. Çünkü bir işveren, senden önce referanslarına bakar; ama asıl bakar ki senin sözüne güvenebilir mi?

Pratikte Ne Yaptım? Küçük Bir Rehber

Bu üç esnafın bana öğrettiklerini iş hayatıma nasıl uyarladığımı merak ediyorsanız, işte somut adımlar:

  • Her sabah bir esnafla konuş: Kahveci, simitçi, manav... Onlara “Bugün nasıl gidiyor?” diye sor. Bu, iletişim kaslarını her gün çalıştırmanın en kolay yolu.
  • Göz temasını ve gülümsemeyi ihmal etme: Bir mülakata girmeden önce, aynadaki kendine değil, karşındaki insana bak. İlk izlenim, saniyeler içinde oluşur.
  • Kendi değerini bil: Bir iş teklifi aldığında, önce o işin senin için ne kadar emek gerektirdiğini düşün. Manavın terazisi gibi, her şeyi tart.
  • Söz ver, tut: Bir projede teslim tarihi verdiysen, o tarihe uy. Güven, iş hayatının en değerli para birimidir.
  • Reddedilince pes etme: Bir iş görüşmesinden olumsuz dönüş alırsan, bunu bir geri bildirim olarak kabul et. Kahveci amcanın dediği gibi, “Beğenmezlerse, yeniden yaparsın.”

Son Ders: Umut ve Kendi Sesini Bulmak

Bugün, ilk işime başlayalı altı ay oldu. Hâlâ her sabah kahveci amcaya uğrarım, manavdan meyve alırım, kasaba selam veririm. Bu insanlar benim özgeçmişimde yazmıyor, ama onların bana öğrettikleri, en iyi üniversite derslerinden daha değerli. Çünkü onlar bana sadece iş hayatını değil, hayatı öğretti: İnsanlarla bağ kurmayı, sözünde durmayı, kendi değerini bilmeyi ve her “olmadı”nın ardından yeniden başlamayı. Umut, bu sıradan diyaloglarda saklı; ben onu buldum.

“Bir kasap, bir manav ve bir kahveci... Onlar benim görünmez iş koçlarım oldu. Çünkü gerçek özgüven, tezgâhın arkasında değil, tezgâhın önünde kurulan diyaloglarda gizli.”

Şimdi sıra sende: Bugün, git bir esnafla konuş. Sadece alışveriş yapma; ona sorular sor, hikâyesini dinle. Oradan çıkarken, iş hayatına dair bir dersle döneceksin. Ve eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, kendi deneyimini, kendi mahallenin hikâyesini “Senin Sesin” köşesine yaz; belki bir gün senin sözlerin de bir başkasının umudu olur.

Görsel: Yapay zekâ ile üretilmiştir.

Okumaya devam et