Kent Konseyi mi Dedin? O Da Ne?
Toplantı salonları, protokol konuşmaları, sıkıcı gündemler… Gençlerin gözünden kent konseyleri ve aslında orada neler yapabileceğimiz üzerine ironik bir bakış.
Bir kent konseyi toplantısına gittiniz mi hiç? Ben gittim. Yanlışlıkla. Arkadaşım 'gel, bir şeyler atıştırırız' dedi, meğer gündem maddesi 'parklardaki bankların yenilenmesi'ymiş. Banklar. Ciddi ciddi yarım saat bank konuştuk. Sonra bir beyefendi söz aldı, 'gençlerin bu toplantılara ilgi göstermemesi'nden yakındı. O an elimdeki çayı bırakıp çıkmak istedim ama oturdum. Çünkü haklıydı. Biz yoktuk. Ama neden?
Biz Neden Orada Değiliz?
İtiraf edelim: 'Kent konseyi' deyince aklımıza bir şey gelmiyor. Ciddiyim. Bir anket yapsanız, her dört gencin üçü 'o da ne?' der. Kalan biri de 'resmi bir şey, yaşlıların işi' diye geçiştirir. Peki bu önyargı nereden geliyor?
Bir kere, toplantıların dili bize yabancı. 'İmar planı', 'nazım planı', 'meclis kararı'… Bu kelimeleri duyunca beynimiz otomatik olarak kapanıyor. Sonra ortam var: Uzun masalar, protokol sıralaması, mikrofonla konuşma sırası beklemek. Biz ise o mikrofonu kaptığımızda ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Çünkü bize söz verilmiyor, sadece 'dinlememiz' bekleniyor. Ve en önemlisi: Bir şeylerin değişeceğine inanmıyoruz. 'Ne yapacağız, bir kişiyle mi?' diyoruz. Oysa asıl mesele, o 'bir kişi' olmaktan korkmamız değil mi?
Bir Genç Girince Ne Olur?
Düşünsenize: Bir gün o toplantıya siz gidiyorsunuz. Elinizde üç çay, cebinizde telefon. Gündem maddesi 'kaldırımların genişletilmesi'. Herkes 'yayalar için' diyor. Siz söz alıyorsunuz ve diyorsunuz ki: 'Peki ya kaykaycılar? Ya bebek arabaları? Ya tekerlekli sandalye kullananlar?' Bir sessizlik oluyor. Sonra biri 'gençlerden de fikir almak lazım' diyor. İşte o an, o küçük an, her şeyi değiştiriyor. Çünkü siz sadece bir fikir söylemiyorsunuz; oradaki herkese 'gençlerin de bu şehirde yaşadığını' hatırlatıyorsunuz.
Sonra ne mi oluyor? Bir sonraki toplantıda sizi tekrar görüyorlar. 'Genç arkadaşımız' diye anıyorsunuz. İki ay sonra bir komisyona üye seçiliyorsunuz. Ve altı ay sonra, o komisyonda 'öğrenci yurdu önündeki kaldırımın aydınlatılması' için karar çıkıyor. Sizin sayenizde. İşte bu, bir banktan daha gerçek.
Evet, süreç yavaş. Evet, bürokrasi sıkıcı. Ama bu şehirde yaşıyorsanız, bu şehrin size ait olduğunu hissetmek için bir yerden başlamak gerek. Ve o yer, kent konseyi gibi görünse de aslında sizin mahalleniz, sokağınız, okulunuzun önündeki kaldırım. Yani hayatınız.
İlk Adım İçin 4 Pratik Öneri
- Bir toplantıya 'gözlemci' olarak katılın: Önce sadece dinleyin. Kim konuşuyor, ne konuşuluyor, nasıl karar alınıyor? Not alın.
- Tek bir konuyu seçin: 'Her şeyi değiştirmek' yerine 'okul önündeki yaya geçidi' gibi tek bir meseleye odaklanın. Somut hedef, somut sonuç getirir.
- İki arkadaşınızı çağırın: Yalnız gitmeyin. İki kişi olunca cesaret artar, üç kişi olunca ses duyulur.
- Toplantıdan sonra sosyal medyada paylaşın: 'Bugün kent konseyindeydim, şunu konuştuk.' Bu bile başkalarını cesaretlendirir.
Bugünden Başla
Tamam, şimdi telefonu eline al ve kendi belediyenin web sitesine bak. 'Kent konseyi' veya 'gençlik meclisi' diye arat. Bir toplantı tarihi bul. Gitmeden önce tek bir soru hazırla. O soruyu sor. Ve sonra, o sorunun cevabını beklerken, bu yazıyı hatırla. Çünkü değişim, birinin 'ben buradayım' demesiyle başlar. O biri sen olabilirsin.
Sonra da Yeni.tc'deki 'Senin Sesin' köşesine kendi fikrini yaz. Çünkü senin sesin, bu şehrin sesidir.
Görsel: Yapay zekâ ile üretilmiştir.