İçeriğe geç
Senin Sesin

Yabancı Şehirde Evini Kurmak: Küçük Ritüellerin Gücü

Üniversite için taşındığım şehirde ilk haftalar kaybolmuş hissettim. Sonra fark ettim ki aidiyet, büyük adımlarla değil; sabah simitçiyle selamlaşmak, her gün aynı parkta oturmak gibi küçük ritüellerle geliyor.

Mustafa Özdemir 2 dk okuma

Otobüs camından akan ışıklar birbirine benziyordu; ama ben hiçbir sokağı tanımıyordum. Üniversite için geldiğim bu şehirde ilk hafta, kendimi bir bilgisayar oyununun yanlış haritasına ışınlanmış gibi hissettim. Herkes bir yere yetişiyor, herkes birbirini tanıyor gibiydi. Ben ise kaldırımın ortasında durup telefonuma bakarak yön bulmaya çalışan o yabancıydım.

Kültürel şok dedikleri şey, sadece farklı yemek ya da şive değil; bir şehrin ritmini bilmemek. Hangi saatte kahveci sakin, hangi sokakta yürüyüş yapılır, minibüs hangi durakta durur... Bunların hiçbiri broşürde yazmıyor. Öğrenmek için sadece zamana değil, niyete ihtiyaç var.

Yabancılık Hissi Bir Süre Kalır, Sonra Dönüşür

İlk ay her akşam yurda dönerken göğsümde hafif bir sıkışma oluyordu. Ailemi, eski arkadaşlarımı, hatta sokağımızdaki kediyi özlüyordum. Sonra bir gün markette çalışan teyzeye gülümsedim; o da gülümsedi. İşte o an, şehrin bana bakışı değişti. Meğer şehirler, onlara nasıl baktığınıza göre şekilleniyormuş.

Bu süreçte en çok işime yarayan şey, kendime küçük hedefler koymak oldu. Her hafta bir yeni sokak keşfetmek, bir yeni kahveci denemek, bir semt pazarına uğramak. Bunlar büyük maceralar değildi; ama her biri, şehrin bana ait bir parçası hâline gelmesini sağladı. Yabancılık hissi bir gecede kaybolmadı; ama her gün biraz daha inceldi.

Ev Gibi Hissettiren Küçük Ritüeller

Bir yerin ev gibi hissetmesi için anahtar teslim bir tarif yok. Ama benim deneyimimde işe yarayan bazı küçük ritüeller var. Bunlar, şehrin ritmine ayak uydurmamı ve kendime ait bir köşe yaratmamı sağladı:

  • Sabit bir kahveci / çaycı seç: Her sabah aynı yere gitmek; zamanla garsonun adını bilmesi, “her zamanki gibi mi?” demesi büyük bir aidiyet hissi veriyor.
  • Bir park ya da meydan belirle: Haftada bir, kitabını alıp aynı bankta oturmak. Mevsimleri, insanları, ağaçları izlemek; şehrin yavaşlayan tarafını görmek.
  • Yürüyüş rotanı oluştur: Evden okula ya da işe giderken her seferinde aynı yoldan gitmek yerine, bir kez farklı bir sokaktan dön. Zamanla zihninde harita canlanacak.
  • Yerel bir esnafla bağ kur: Fırıncı, manav, kitapçı... Birine her gün selam vermek, bir süre sonra o şehrin sana selam vermesi demek.
  • Kendi ritüelini yarat: Pazar sabahları o şehirde yapılan bir kahvaltıyı denemek, cumartesi akşamı bir sokak müzisyenini dinlemek gibi. Sana özel olan bu anlar, şehri senin yapar.

Bu ritüellerin ortak noktası, dışarıdan bakıldığında sıradan görünmeleri. Ama içeriden bakıldığında, her biri “ben buradayım” deme biçimi. Şehir sana ait değil; ama sen şehre ait olduğunu hissetmeye başlıyorsun.

Bugünden Başla: Tek Bir Adım Yeter

Eğer yeni bir şehirde kendini kaybolmuş hissediyorsan, bil ki bu geçici. İlk yapman gereken şey, bugün dışarı çıkıp bir ritüel seçmek. Bir kahveciye git, bir banka otur, bir esnafa selam ver. Büyük bir plan yapmana gerek yok; tek bir küçük adım, o şehrin sana açılan kapısı olabilir.

Benim için bu, ikinci ayın ortasında bir sabah, simitçinin bana “yine mi sen?” demesiyle tamamlandı. O an, artık yabancı olmadığımı anladım. Şehir beni tanıyordu; ben de şehri tanımaya başlamıştım. Şimdi sıra sende: Bugün, bu şehirde sana ait olacak ilk küçük anı seç.

Kendi şehir hikâyeni anlatmak istersen, Yeni.tc’nin “Senin Sesin” köşesine deneyimini yazabilirsin; belki de bir başkasının yabancılık hissine umut olur.

Görsel: Yapay zekâ ile üretilmiştir.

Okumaya devam et